29 Kasım 2013 Cuma

IKEA’sız ev mi olur :)

Yoğun ısrarlarım sonucu sevgiliciğim sonunda beni IKEA’ya götürdü.
He tabii erkek arkadaş, eş, nişanlı vb. alışveriş yapmak ne kadar mantıklı orası tartışılır :P

İçeri girer girmez elimi neye attıysam;

Ona gerek var mı aşkım?
Bence bunu almayalım...
Bunu pek kullanmayız bence...
E bundan almadık mı zaten hayatım?
Bence bu pek güzel değil...
Bunu gerçekten alacak mısın?

Neyse ki 2’den sonra alıştı mutlu mesut alışverişe devam etti, hakkını yiyemem. O sırada kime baktıysam kadın – erkek ilişkileri adına hep aynı :)  Yanımızda 60’lı yaşlarda bi adamın, Orkun’un bana kurduğu cümleleri eşine kurduğunu duyunca içten içe hem güldüm hem sevindim. Malum Erkekler Mars’tan Kadınlar Venüs’ten. Bu gerçeği artık kabul etmeliyiz… Hem benim sevgilim için durum biraz daha vahim; hem annesi ve hem ben alışveriş hastası AVMkolik iki başak olunca aramızda sıkılması gayet normal tabi :)

Gelelim IKEA’nın her zamanki güzelliğine…

Kimi duysam buraya her geldiğinde 150 – 200 TL harcamadan çıkmadığından, eve geldiğinde saçma sapan şeylere para verdiğini görüp üzüldüğünden ama bu sistemin hiç değişmediğinden yakınıyor. Bizim ihityaç lisetesi belli olduğu için şimdilik böyle bir sorun yok. Ama içerisi o kadar güzel ki insan her gördüğünü almak istiyor. Hele ki yılbaşı zamanı her yer olduğu gibi IKEA’da insanın gözüne bir başka görünüyor :)

Önce karın doyurmaca :)


Ve mis yılbaşı sofraları...

Favori mutfağım :)

Aaa kızlı erkekli poz vermişler ;P

Aldığınız her oyuncakla çocukların eğitimine katkıda bulunuyorsunuz!

Buna bayıldımmmm!


 Bizim evin son elemanları :)


Salata & salata









Ve bunlar da gözden kaçtıkları için bi sonraki seferde alınacaklar :)















Bitmez bu ev alışverişi :)

28 Kasım 2013 Perşembe

Anne ben reklamcı oldum!

Not: Bu bir iç dökme yazısıdır.

Daha büyürken bir meslek sahibi olma zorunluğumuz başlamıştır.

Herhangi biri: 
- Ne olacaksın büyüyünce?
- Astronot 
 - Aaa Astronot olmak biraz zor...
(yıkın hayaleri en baştan, bravo)
-       O zaman gazeteci olurum.

İlkokul öğretmenim
- Benim kızımı edebiyata yönlendirin, spiker olcak o!
-  O olur bak, spiker… Hoş, güzel sevdim.
- Spiker olacağım ben!

Gel zaman git zaman:
Ne olacaksın bakalım?
-  Avukat!
-  Olur olur, bu çeneyle senden iyi avukat olur.
(Bu bir destek cümlesi mi,köstek cümlesi mi daha çözebilmiş değilim)

Böyle böyle ortaokula kadar gelmişim. Ortaokul anket defterimi birkaç yıl önce buldum. Hayalinizdeki meslekler kısmına baktım:


Avukat
Reklam yazarı
Psikolog

Ben ortaokuldayken reklam yazarlığından haberdarmışım.

Bakıyorum da istediğim mesleklerin tamamı sözel zeka gerektiren şeyler. Ama ben super liseye giden super zeka (!) bir öğrenci olduğum için okulum bana dedi ki;

- Aaa Mervecim sen o kadar super liseyi kazanmışsın, olur mu öyle sözel sınıfa gitmen, hatta o  kadar olmaz bir şey ki bu biz sizin gibi super zekalara (!) sözel sınıf bile açmıyoruz. Buyur seni paşa paşa matematiğe alalım! Sisteme bakın!

Gittim paşa paşa matematik sınıfına, ömrümden ömür çalan matematik sınavlarına çalıştım 3 yıl, ağlaya ağlaya hem de. O kadar yeteğim yok ki matematiğe… Öyle böyle geçti lise de üniversiteye de matematikten hazırlanmak zorunda kalınca bi ömür daha harcadım resmen. Dersler dersanaler... Yok olmuyo anlamıyorum anlamak istemiyorum yapamıyorum!

Ve tabii ki ilk yıl kazanamadım üniversiteyi…

Hadi bi sene daha Merve!

Ama zaten istediğim mesleği seçemiyorum ki!
Zaten reklamcı olmak istiyorum. Bak daha ortaokulda seçmişim!

Ama yooook olur mu hiç?

-   "Reklamcılık meslek mi kızım, kolunda bi altın bileziğin olsun." dedi annem...
 Çok tartıştık, yok, hiç fikri değişmedi.

E ama bende matematik zekası zaten yok, olmuyor. Bu sefer gözüm kara sözelden hazırlanacağım dedim. Ortak alanda olduğu için seçebilme hakkım olan tek bir alan var edebiyat! Istediğim mesleklere puanım hayli hayli yeterken ben sırf sözel çıkışlı olmadığım için daha da zorlayıp tek bölümden edebiyat fakültesini kazandım! Ve yine sözelcileri geride bırakma mecburiyetim olduğu için matematik de çözerek…

2 senelik yoğun tempo sonucu 10 net yapabildim.
Olmayınca olmuyor işte! 

Ve edebiyat fakültesi maceram başladı. 
Aman Allahım o ne zor 4 yıl!
Osmanlıca, Farsça, Çağatayca, garip garip hayatımın hiçbi döneminde lazım olmayacak diller, alfabeler için sabahlara kadar deli gibi ders çalıştığımı hatırlıyorum.
Orhun kitabelerini okudum ya, nece olduğunu bile hatırlamıyorum şimdi. 

(Ama Türkçesini herkes okumalı, çok farklı ve doğru bakış açıları var, zekice…
Aklımda kalan en bilge öğüt;
Çocuğun babasını ancak anası bilir! Nasıl bir kıvrak zeka sözü!)

Üniversite biterken bütün arkadaşlarım harıl harıl KPSS çalışıyordu ben hiç oralı olmadım. Artık bu boş tempodan kurtulmak istiyordum. Üzülüyordum kendime yıllar yılı zaten o kadar çok gereksiz şey yüklemiştim ki beynime, o kadar boşuna yorulmuştum ki… 
Tek dersten, kapristen kaldığım kar kış gittiğim bütünlemeleri düşününce hala sinirlerim zıplıyor!

Aklımda ne yapcağıma dair pek bi fikir yok… Ben de bilmiyorum nolcak ama okul bitiyor. Reklamcılıkla ilgili pek bir çevrem yok. Üniversiteyi kazandığımda kuzenimin eşi aracılığıyla Serdar Erener’le tanışmıştım.

Bir de o sordu malum soruyu; 
- Ne olacaksın?
-       öğretmen olabilirim, editör olabilirim, okulda kalabilirim diye uzak - yakın aklıma gelenleri sayarken lafımı kesip reklamcı olabilirsin dedi!
-       Yaaaa dedim.
-       Tabii dedi. Bol bol kitap oku, dilini geliştir bunlar çok önemli. Sonra da gel yazları burada staj yap; iş, yerinde öğrenilir. Ve unutma çalışana her zaman ekmek var!

Bu konuşmasını hiç unutmadım ama çok girişken bir yapım olmadığı için de peşine düşmedim o geçen 4 yılda.Sonra çok pişman oldum ama o kadar içten istediğim bir şeydi ki bu Allah bana ikinci bir şans verdi.


O kısım benim için çok güzel, çok özel… 
Hayatıma “Yaz” dokundu ve ben bir yaz günü hayalimi gerçekleştirmiş oldum. Belki başka şekillerde de yolum buraya çıkabilirdi ama bu gelişin hissi öyle güzel ki hala düşündükçe bu şekilde oluşuna şükrediyorum içim mutlulukla doluyor!



Fırsat bulur bulmaz 3 yıllık reklamcılık maceramı da anlatacağım.





 Şimdilik bu kadar :)

21 Kasım 2013 Perşembe

Pudra vs. Dore

Özel günlerin en özel telaşlarından biri kıyafet seçimidir…
Ben de yaptığım sayfa sayfa listeler, ayrı ayrı klasörlerle en özel günlerimizden biri için çalışmalara ufaktan başladım.

 Bu tarz günleri özel kılan en önemli şey detaylardır bence
Bu huyumu başak burcu oluşuma yükleyerek, her detayla kendim ilgilenip, hiçbir şey atlamadan her şey baştan sona mükemmel  olsun istiyorum.

Pudra ve dore modası hiç geçmeyen ve karakteri olan renkler bence. Hazırlıklar ilerleyince tüm detayları tek tek yazıyor olacağım.

Bütün güzellikler bizimle, sizinle, sevdiklerinizle olsun!





18 Kasım 2013 Pazartesi

Kedi aşkına! ^-^

Pazar günü küçük bi Paşabahçe turu yaptık biz :)
Paşabahçe resmen büyülü bir yer benim için. İnsanın seveceği, beğeneceği her şey nasıl tek bir mağazada toplanabilir ki… Cicili bicili şeyler arayanlaran klasik sevenlere her zevke hitap eden sayısız şey vardı içeride. 

 İnsanın mizacının yakın olduğu bi hayvan vardır tezi doğruysa ben kesinlikle kediyle özdeşleşirim. Belkide bu yüzden ben tam bi kedi hastasıyım. Galiba Paşabahçe'de de benden bi tane var :)

Şimdilik sadece kupa - bardakların fotoğraflarını paylaşıyorum o da internetten; çünkü çok beğendiğim şeylerin ortasına düşüşnce küçük çaplı bi panik yaşıyor, ondan ona geçiyorum. Tabii bu sırada fotoğraf çekmek aklıma gelmiyor :)
Biz Suadiye mağazasını dolaştık. Outlet bölümü de vardı ve o kadar büyüktü ki gidip görmek şart :)

İşte Paşabahçe kedicikleri:












Sevgiler...


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...