Uzuuuuuuuuuuuuuuuuuuun bir ara…
Belki sonrasında upuzuuuuuuuuuuun bir ara daha…
Görünüşte bir kutlama postu, içerikte yol haritası…
İnsanın ruh hali dalgalı bir deniz. Burada değişken yazmak
eylemi değil; sadece yazının yeri. Buraya olmasa da sıklıkla yazıyorum.
Bana en
iyi gelen şey o çünkü…
Yazmanın hem anı biriktirmek hem de kendini keşfetmek
olduğunu düşünürdüm ama son zamanlarda kendi değişimimi bulduğum yer yine
sayfalar oldu.
Kimse değişmez derler ya, yalan! Herkes değişir.
Şartlar değişir, insanlar değişir.
Yaşananlar insanı değiştirir.
İnsan geliştikçe değişir.
Büyüdükçe değişir, küçüldükçe değişir.
Üzüldükçe, kırıldıkça, tanık oldukça, sevindikçe,
paylaştıkça,
paylaşamadıkça değişir.
Ben kendi değişimimi en net haliyle, tabii tüm bu etkenler
eşliğinde, 30 yaşında gördüm. Bu değişim yıla, yaşa bağlanır mı yoksa tüm bu
etkenler tesadüfen 30’a mı denk geldi bilmem. Tek bildiğim büyüme korkusuyla
30’a gelmek istemezken şimdi 31 yaşın içindeki kendimi çok daha fazla sevdiğim…
Son 2 yılı hazırlık aşaması kabul edip 30’un dönüm
noktalarını sayacak olursam ilk sırada büyüklüğünü tarif edemeyeceğim bir acı
gelir. Ölümü tanımak… Bu aynı zamanda kalan yaşama sahip çıkma dürtüsünü
beraberinde getiren bir duygu da olduğundan tat alma yetinizi geliştiriyor.
Tatsızı iliklerinizde yaşadığınızdan belki de…
Bir de yaşadığımız dönem bize o tadı alma şansını sunsaymış,
kişisel yolculuklarımızda çok daha güzel yollar katedebilirmişiz. Yine de
yapamadıklarımıza değil yapabildiklerimize odaklanan bir bakış açısı seçtiğimden
o gözle devam edeceğim yazmaya. Yoksa içimde isyanlar, haykırışlar, lanet
okumalar yok değil. Gel gör ki şartlar içimizdeki Pollyanna’yı 7/24 göreve
çağırıyor.
Devam edelim…
Beni uyandıran diğer nokta gezmek görmek! Ne kadar çok gezip,
yeni yerler görürsek o tek noktaya odaklı bakış açımız o kadar genişliyor.
Şimdi düşünün önünüzde 3 ayrı renk kart var ve sürekli onlara bakıyorsunuz.
Gözünüz hep o 3 kartın aralarındaki tozlarda, kirlerlerde. Sonra önüne
arkasına, sağına soluna başka renklerde kartlar ekliyorsunuz. Ton ton, şekil
şekil… Binlerce…
Bir de şimdi bakın manzaraya. Tozları görüyor musunuz?
Gözünüz takılıyor mu pürüzlere? Hayır takılmaz; çünkü geniş mi geniş,
rengarenk, hepsi birbirinden farklı kartlardan oluşan bir manzarada o kadar
küçük detaylar kaybolur. Göremezsiniz.Bu yüzden genişletin manzaralarınızı!
Bana çok iyi geldi, size de gelecek…
Bir diğer nokta, hayvanlar…
Çocukluğumdan beri çok severim hayvanları, hep bir köpeğim
olsun istemiştim ailem almadı. Oyuncak köpeğimle yaşadığım travmalar mı
dersiniz, sorumluluğu ağır ve tüyleri çok diye kedi, köpek almayan ailemin;
içimdeki deli sevgiyi bastırmak için aldığı kaplumbağalarla, tavşanlarla, balıklarla,
kuşlarla yaşadığım maceralar mı dersiniz… Evlenince ağlaya ağlaya eşimi ikna
etme çabasıyla geçirdiğim yıllar mı dersiniz.
Çok bekledim ama sonunda oldu
Bir şeyi çok isteyince oluyor ya, oldu işte!
O da 29 -30 arası bir yerlerde oldu.
Dualarım kabul oldu;
minik, tüylü bir kedim oldu.
Onunla aynı çatı altında yaşamaya başlayınca da bana bambaşka
bir şeyler oldu. Hani anneler “Çocuğun olunca anlarsın.” derler ya, anladım.
Sokaktaki canların muhtaçlığını anladım. Sadece kafalarını okşamanın
yetmediğini, çantamda taşıdığım bir torba mamayla onlara bir faydam
olabileceğini, onları doyurmanın verdiği huzuru bu hayatta başka hiçbir şeyin
vermediğini, yardıma muhtaç bir canı görüp geçmemek gerektiğini, nasıl olsa
başkası bakar mantığındaki o başkasının senden benden başkası olmadığını
anladım. Karşılıksız ve saf sevgilerini her gün, her gece yaşadığımdan
insanlara karşı filtrelerimi ister istemez daha bir devreye soktum. Ayıkladım,
ayıklandım…
Ve sonra bir şeyleri çılgına düzeltme zorunluluğundan, her
şeye müdahale etme kaygımdan, kaybetme korkumdan arındım. Rahatladım. Bazı
şeyler olur, bazıları olmaz. Her yerde anlattığım ama uygulamakta zorlandığım
“akışta olmak” kavramının içine biraz daha girebildim. Bir söz vardır ya,
“Kendi omzuna tırman, başka türlü nasıl yükselebilirsin?” diye. Aynı bu şekilde
kendi içimde güçlenmeye çabaladım, sanırım yapabildim ki sonunda iyi
hissediyorum.
Ben bunları 30 civarı keşfettim, belki sen çok daha erken
keşfettin,
belki o, 40’ta keşfedecek. Hepimizin hayatı bağımsız birer yolculuk…
Kazançlarıyla kayıplarıyla, verdikleriyle aldıklarıyla…
“Tat” almaya odaklanmak, her şeyin geçeceğini unutmadan,
asılmadan yaşamak lazım…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder